Biz Kimden Kaçıyoruz Anne
Zekiye Özçelik
İsmiyle dikkat çeken kitap anne ile kızın, otel odasında başlayan ve bir jandarmanın kurşunuyla biten sürükleyici macerasını anlatıyor. Kaçışla, romana bir gizem veriliyor. Hayata, insana, duygulara, maddeye olan bağlılık, aşırılıkla ortaya konmuş.
Bir otel odasında anne, kızına "Bambi" adlı öyküyü okuyor. Anne - kız, "Bambi"nin hayatı ile kendi hayatlarını karşılaştırıyorlar. Öyküde annesi "Bambi"yi ormanda terk ediyor. Romanda ise anne, kızına, onu asla dünya ormanında terk etmeyeceğini söylüyor.
Romanda her otel odası, anne ve kız için "yeni"nin adıdır. Oteller, onlar için hep bir ilki temsil ediyor. Ancak buraların çoğunda uzun süreli kalmıyorlar. Bu otellerden kaçışlar, onlar için yeniden doğmak sanki. Çünkü ayrıldıkları otel odalarında, yeni aldıkları giysileri, ayakkabıları, oyuncakları hatta gittikleri sahilden topladıkları ve çok sevdikleri çakıl taşlarını bile bırakıyorlar. Yeni otel odaları ise onlar için yeni elbiseler, ayakkabılar demek. Hayatın durakları olan otel odalarında kurtuluş trenini bekliyorlar. Anne-kız, kendilerini "bagajsız yolcular" gibi görüyor. Çünkü bu kaçış onlara hiçbir şeye bağlanmamayı öğretiyor. Eşya, mekân ve zaman, gözlerinde değersizleşiyor bu kaçışlarla.
Bir de romanda yazar renkleri mutlu ve mutsuz diye ikiye ayırıyor. Anne, hep siyah-beyaz kıyafetler; kızına da tozpembeler, maviler, yeşiller giydiriyor. Kızının mutluluğu hak ettiğini düşünüyor, "kötü geçmişi hiç hatırlamasın" istiyor. Kitap boyunca anne kız bütün ümit dolu cümleleri birbirlerine sarf etseler de roman acılı bir şekilde bitiyor.
Romanda, duygular hep uçlarda verilmiş. Anne ve kızın birbirine olan bağlılığı anneye cinayet bile işlettiriyor. Kızına hep "Bambi" okuyor roman boyunca; adeta kızı bunu ezberliyor. Bambi sevginin ve yalnız kalmanın sembolü gibi. Anne kızına "Bambim" diye sesleniyor, "Bambim" diye seviyor onu. Romanda hiçbir kahramanın ismi yok. Yazar, bu roman hakkında, "Neden kahramanların ismi yok?" diye sorulduğunda şöyle cevap veriyor: "İsimlerin kişiyi sınırlandırdığı düşündüğüm için kullanmadım."
Anne ile kızın birbirine bağlılığını, kaçışla daha canlı hâle getiren yazar, "Bambi" kitabından alıntı yapmış. "Bambi"nin pasajları, roman boyunca bizi karşılıyor. Roman otuz altı tane küçük bölümden oluşuyor… Bu bölümlerden "Havuza Bakan Çocuk, Kat Görevlisi, Ofisteki Sekreter, Kominin Gözü, anne-kız" başka kişilerin gözüyle anlatılmış. Bu bölümlere sokağın dili hâkim olmuş. Argo kelimeler, anne ya da kahramanlardan biri sinirlendiği zaman kullanılmış. Bunların yerine üç nokta kullanılmamış. Özellikle "r"lerde düşme olmuş. Yazar bunu köşe yazılarında da yaptığını söylüyor. Bir röportajında okumuştum "r"leri çoğalttığı da oluyormuş. Yazar böylece sözcüklerle oynadığını düşünüyor. Diğer bölümler de anne kızın birbirine bağlılık diyalogları ile devam etmiş. Romanda yer yer İngilizce cümleler de kullanılmış.
Yazar "sembolik soyutlama" için yol temasını kullanmış; "Şaman anne, Ay Birimi, İç Saati, Savunma Uçuşu, Ağır Bir Yürek, İşaret Kitabı, Takma Ruhlar" gibi okurun kendi yüreğine göre isimlendirebileceği soyut ifadeler seçmiş.
Anne sınıfsız sınıfı temsil etme çabasında. İngilizce bilen, dikkat çekmek istemeyen, üzüntüden kurumuş bir durumda… Çok sigara içiyor, sigarayı adeta yiyor. Annenin dikkat çeken bir özelliği daha var: Çok kitap okuması.
Romanda baba yerini bulamamış. Baba sadece nefret ifadeleriyle varlığını hissettiriyor.
Aneanneden kalan serveti de düşüncesizce harcayan anne onu insanlardan uzaklaştırıyor. İnsanlara karşı ön yargılı bir anne. "Onlardan kızına kötülük geleceğini düşünüyor.
Anneyi öldüren jandarma da dikkat çekici; öldürdüğü teröristlerle övünüyor; ama yazar bu jandarmaya kızıyor. "Ölen can değil miydi?" diyor. Bu kısım ilginç!
Kız ise on üç on dört yaşlarında, okuyan, yazan, güzel, terbiyeli, ışıltılı, kibar, gönül alıcı, annesinin etkisinde kalan bir karakter…
Yazar, yirmi üç yirmi beş yaşlarında Asya'da dolaşmış. Bu eserde belki onun etkisi var. Tunus, Hindistan, Tayland'a gidiyor roman kahramanları. Sonra da Londra, New York ve İtalya'yı geziyorlar. Bu mekânlarda kimi zaman kış, kimi zaman da yaz hâkim olmuş. Yazın kızın bol bol yüzmesi bize yazı yaşatıyor. Ama "yolun etkisi artsın, kaçış güçlensin" diye mekânların isimleri anılarak geçilmiş. Kışın anne kızın uzun süre otelde kalması oteldeki insanların dikkatini çekiyor. Mekân ve zaman otelde daha da belirginleşiyor.
Otel, eşyanın önemsizliğini, duygunun ağırlığını, hayatın geçiciliğini, insanın dünyadaki kısa misafirliğini gözler önüne seriyor adeta. Kaçış, kurtuluşun başlangıcı olmuş. Mutluluğun başlangıcı ancak iç dünya ile dış dünya dengesiyle kurulabilir düşüncesine kapılıyorsunuz.
Anne ve kızın birbirine aşırı bağlılığı hastalık derecesinde... Anne kızına istediğini yaptırıyor ama Perihan Mağden bir röportajında ise kendi kızına odasını bile toplatamadığını söylüyor. Romandaki anneye Perihan Mağden de hayran kalmış. Bu kaçış, anne-kıza kaça mal oldu bilinmez ama bir romana isim olmak bu eylemi değerli kılmış.


