Çölde Kanılır Bütün Susuzluklara
Uğur Nail Uzunok
Denizin dibindeyken fark etti adam yaşadığını. Bir denizanası ölüsü gördüğünde anladı hayatı. Güneşi, suyun altına kadar hükmünü geçirdiğinde anladı. Renk değiştiren balıkları gördüğünde başka renklerin de olduğunu anladı. Küçük bir balığın kıvrılışında anladı umudun varlığını. Bir balık ağzını araladı, susadığını anladı. Susadığı için tutup kendini kolundan fırlatmıştı denize.
Başını, rüzgâr aşındırmasından kurtulmuş, denizin derinliklerinde kendini hazine sanan taşa vurdu. Gözlerini gökyüzüne doğru dikmişti. Gökyüzünün yerinde güneşe doğru yükselen kabarcıklar vardı. Şuuru kapanıyordu. Gözleri gökyüzünü görememenin verdiği umutsuzlukla kapanıyordu. Su içiyordu şimdi kana kana fakat kanamamıştı. Solukları ölüme iltica ediyordu.
Gözlerini açtı ve "su" dedi. Kimseler yoktu etrafta. Gözlerini açmasına rağmen karanlıktı ortalık. Deniz hatırası gibi bir tuz tadı kalmıştı ağzında. Genzi yanıyordu tuzdan veya günahtan. "Su" dedi yeniden. Çok susamıştı. Gözleri kapandı. Renkler değişmişti. Denizin dibinde yürüyor gibiydi.
Ayağına hayallerini, günahlarını, acılarını bağlamıştı. Bunlar ağırlıklarıyla suyun dibinde kalmasını sağlayacaktı. İpe önce hayallerini, sonra günahlarını, daha sonra da acılarını bağlamıştı. İpin diğer ucunu sol ayağına bağladı. Elindekileri denize attı. Suyun dibine, hayatın dibine çöküyordu. Tıpkı çaya atılan şeker gibi çözülüyordu.
Denizin dibinde buldu kendini. Boğazına su doluyor, istemsiz bir şekilde çırpınıyordu. Bu çırpınma sırasında ayağına bağladığı günahlar çözülmüştü, sonra da acılar… Su yüzeyine doğru çıkıyordu. Yükseliyordu hayalleriyle beraber. Hayalleri onu üste çekiyordu. Dalgalar onu kıyıya vurdu. Ayağında hayalleri bağlı yürüyordu. Bir türlü çözememişti bu bağı. Burası otun merhamet görmediği bir çöldü. Kum ayaklarını yakıyordu; güneş ensesini… Bir vaha arıyordu. Bir testi su... Bir çeşme… Çok yol aldı çöllerde. Gece ve gündüz iki kez birbirini takip etti. Bir tepenin zirvesindeydi. Tepede bir testi su gördü. Testi kırılmıştı. Testiden tepenin diğer tarafına doğru su akıyordu. Akan su, bir nehir oluşturmuştu. Yeşillikler içinde bir vadi görünüyordu. Eğildi testiden akan sudan avucuna doldurdu. Suyu ağzına götürdü. Bunu bir ayin gibi defalarca tekrarladı. Susuzluğu azalıyordu. Serinliyordu. Denizde sanmıştı kanmayı, yanılmıştı. Halbuki çöldü bütün susuzlukların gidericisi.
İlaç kokulu koridorlarda yanıp sönme arasında karar kılamayan, bu karar kılamayış esnasında çıkardığı sesle karanlık bir odadaki kalp aletinin sesine yabancı ses karıştıran bir lamba vardı. Bir koşu başladı karanlık odaya doğru. Kanmıştı.


