Kredi Kartına ve Modern Köleliğe Dair
Şeref Yılmaz
İnsanoğlu, modern zamanlarda birçok sebep ve bahane ile birçok şeyin kölesi hâline gelmiştir. Hayatımızı ipotek altına almanın en sinsi yollarından biri de kredi kartıdır. Kredi kartı,"modernizm" kisvesine bürünmüş bir kölelik yaftasıdır. Teknolojinin, insanoğluna sunduğu rahatlığın yanında onda bağımlılık da yaptığı bugün artık tartışılmayan bir gerçektir. Her teknolojik ürün, insanoğlunu önce rahatlatmakta sonra da esir almaktadır. Motorlu taşıt sanayii, milyonlarca insana, 14. Luis'in saltanat arabasından çok daha hızlı ve konforlu arabalar bahşetmiştir ama yılda iki yüz elli binden fazla insanı öldürmektedir. Küçümseyemeyeceğimiz bu rakam, üç Hiroşima demektir.
Kredi kartının, hayatımızı kolaylaştırıyormuş gibi görünen bir yanı var. Sadece alışverişlerde ortaya çıkan bu "cezbedici" taraf, ödeme dönemlerinde yerini durgunluğa, pişmanlığa ve bazen de isyana kadar götürebilmektedir. "Tatlı yiyip tatlı konuşalım" sözünü, atalarımızın kredi kartı için söylemediklerinden eminim. Çünkü kredi kartından tatlı tatlı yiyenlerin, ödeme zamanı gelince hiç de tatlı tatlı konuştuklarına şahit olmadım. Öyleyse kredi kartı için seçmemiz gereken atasözü şu olmalıdır: "Tatlı tatlı yiyen acı acı geğirir." Kredi kartı adına günümüzde gelinen noktayı en iyi özetleyen atasözü sanırım budur.
Harcamanın iradeye etkisi
Elini cebine atarak harcama yapan insanların iradesi çoğu kere otomatik olarak devreye girer. Cepteki paraya göre harcama yapmak akıllı olmanın muktezasıdır. Eldeki paranın tamamını harcamak acil durumlar adına her ne kadar riskli ise de zorunlu hâllerde mazur görülebilir ama eldekinden fazla harcamak, iktisat ehlinin nazarında "hamakat" olarak telâkki edilir.
Kredi kartında da durum aynıdır. Elini cebine atıyormuş gibi harcama yapanlar ve iradesini kullanabilenler için kredi kartının riski asgariye iner. O zaman kredi kartı, işe yarayan bir teknolojik nimet hâline gelir. Aksi hâlde nimeti "nikmet"e çevirmiş oluruz. O hâlde Kredi kartı konusunda, "İşin püf noktası iradeyi kullanabilmektir." diyebiliriz. İradeli insanlar için kredi kartı kâbus olmaktan çıkar. Bugün kredi kartı faizinin altında ezilen, kredi kartı borcunu ödeyemediği için bunalıma giren hatta cinnet geçiren insanların temel sorunu iradelerini kullanamamalarıdır. Bunun istisnaları olabilir şüphesiz… Kanaatim o dur ki bu istisnaların temelinde de yine irade mahrumiyeti vardır. Bir kredi kartı mağdurunu dinlediğim zaman karşıma şu ibretlik tablo çıktı: Birisine kefil olmuş, borç sahibi ödemelerine sadık kalmayınca kanun, kefilin yakasına yapışmış… Kefil de iyi niyetinin ve saflığının verdiği duygularla paniklemiş… "Cep delik cepken delik." atasözünün, kendi ahvalini çok iyi resmettiğine kanaat getirip çareler aramaya başlamış. Elde avuçta bir şey olmayınca kredi kartından medet ummuş. Kredi katını "pos makinesi"ne sürttürünce ödemelerin rahatça yapıldığını düşünen bu âdemoğlu, ödeme zamanı geldiğinde hepten paniklemiş. Bu kez de kredi kartının ödemelerini yapabilmek için gitmiş bir tefeciden borç almış. Bir sonraki ay hem kredi kartını ödeyemez hâle gelmiş hem de tefeciye olan borcunu verememiş. Sonuçta ise hem tefeciye olan borcu hem de kredi kartının faizi katlanarak devam etmiş… Bu tür istisnalarla karşılaşan kredi kartı mağdurlarının bir hayli fazla olduğunu tahmin etmek zor olmasa gerek… Bu tür mağduriyetlerin temelinde de yine irade yoksunluğu vardır. Ödeme imkânı olmayan birisi bankacıdan ve tefeciden nasıl medet bekler? Eee, ne yapsın? Elcevap: Ödemesin… Borçlu olan kişi, ödeyememesinin gerekçesini izah edebileceği bir yerler bulabilir belki ama katlamalı faizin sebebini izah edemez. Kefil olan birisi, borç sahibinin ödemelerinin kendi üzerinde kaldığını birisine izah edebilir… Kendisine yol gösterecekler hatta yardım edecekler de bulunabilir ama kredi kartından ödeme yaptıysa ve bu ödemeler katlandıysa artık o borç, ona aittir. Bunun izahını yapsa bile ilgili kuruma kabul ettiremez.
Kredi kartı duygusuzdur
Kredi kartı mağdurlarının çoğu, duygusal hareket etmenin ve "tatlı tatlı yeme"nin kurbanıdır. Ne kadar vahim bir duruma düştüklerini ise ancak "acı acı geğirirken" tam manasıyla idrak edebilirler.
Kredi kartından harcama yapılan dönemde duygusallık ön plândadır. Duygunun ağır bastığı yerde akıl savuşur. Harcama döneminde aklı âdeta esir alan kredi kartı, ödeme gününde aklın tamamını sahibine iade eder. Bu durumda ortaya çıkan sonuç şudur: Kredi kartı harcaması yapanların en akıllı oldukları zaman, ödeme gününün gelip çattığı andır. Bu günde yanlış ve lüzumsuz harcamaların muhasebesi yapılır, israf edilenlerin listesi zihinlerden şerit gibi geçer, pişmanlıklar yüz hatlarına akseder ve "tevbe-i nasuh"u aratmayacak şekilde yeminler edilir. O gün kimsenin kimseye faydası dokunmaz. O kimselerdir ki böyle bir günün kahrediciliğinden sakınarak ancak felâha erebilirler.
Ölçüsüz, anlamsız ve müsrifçe harcama yapanlar, kredi kartının anlayışsız ve duygusuz olduğunu unutmamalıdır. Kredi kartı, ne harcama yapana müdahale eder ne de akıl verir. O, kapitalist sistemin veledidir ve sürekli kendi menfaatini düşünür; özür ve mazeret asla kabul etmez… "Yanlış yaptım, zor durumdayım, pişmanım!" sözlerini duymazdan gelir. Çünkü onu programlayan beyinler böyle istemektedir.
Bakkal defterinden kredi kartına
Borç ve alacak meselesi, insanlık tarihi kadar eski… İnsanlar bir arada yaşamaya başlayalıdan beri alışveriş yapmaya da başlamışlardır. Alışverişin olduğu yerde ise borç ve alacak meselesi bir şekilde mutlaka gündeme gelir.
Türkiye'nin kendi kabuğunda daha mütevazı yaşadığı yıllarda da borçlanma vardı. Vatandaşların borçlandıkları yerler bakkallardı. Bakkala yapılan borcun bir mantığı vardı ve bu borç insanları cinnete sürüklemezdi. O dönemde de tek maaşla çalışan insanlar vardı. Üstelik o dönemlerde nüfus daha da kalabalıktı. Aile reisi en az altı- yedi kişiye bakmak zorundaydı. Bu tablonun borçlanmayı beraberinde getireceği muhakkaktı… Ne var ki mahalle bakkalı, borcunu ödemede sıkıntı çekenlere karşı kredi kartı gibi duygusuz ve anlayışsız davranmazdı. Çoğu kere borçlunun ödemesi gereken limit bile belirlenmezdi. Borçlu ve alacaklı arasında iyi niyete dayalı insanca tavırlar sergilenirdi. Zaman zaman beşeriyetin muktezası olarak acil durumlar zuhur ederse bunlar mahalle bakkalına çok kolay izah edilirdi ve bakkal da bu mazeretleri çok iyi anlardı. İnsanlar daha mütevazı ve daha mütevekkildi. Böyle olması daha mı iyiydi? Bilemem! Bildiğim şudur: Eski hâl muhal… "Eski zamanlar"ın türküsünü söyleme niyetinde değilim. Sadece insanca tavırların sergilendiği, insanların birbirlerine güven telkin ettiği, hâlden dilden anlayanların bulunduğu bir dönemi, çocukluğumda idrak etme imkânı bulduğumu söylemek istiyorum o kadar…
Borcunu aksatmanın makul izahını yapanları anlamayan bir bakkal düşünülemezdi. Daha doğrusu bunu anlamak istemeyenler bakkal olamazdı. Bakkallar, hırslı ve doymaz adamlar değil, mütevazı ve kanaatkâr insanlardı. Bundan mıdır bilinmez hâlâ birçok bakkalın tabelâsında "Kanaat Bakkaliyesi" yazar. Onlar kanaatin ne bitmez tükenmez bir hazine olduğunu iyi bilirlerdi. Tavır ve davranışlarında "Ahilik teşkilâtı"nın felsefesini hazmetmiş gibi bir hâl sezilirdi çoğu kere… Bir işçi maaşıyla beş çocuğuna ve eşine bakmak zorunda olan babamın bakkala olan borçları sayesinde diyebilirim ki başkalarının eline bakmadık. Okulların açılma döneminde üst üste gelen masraflarımızdan dolayı bakkal borçlarının bir iki ay sonraya ertelenmesi hiçbir zaman sorun olmadı. Çoğu kere isteyen istediği miktarda borç öderdi. Bu "anlayış" sayesinde borçlular kendini köle gibi hissetme yerine yıllarca sürecek bir dostluğun içinde bulurlardı. Çünkü borçlu ve alacaklı olanlar, geneli itibariyle "anlayışlı" kimselerdi. İyi niyeti "suistimal" edenler, o ortamda barınamayacaklarını iyi bilirlerdi. Emeklilikten sonra babamın bakkala olan borçlarını kapatmış olmam itiraf etmeliyim ki sonuç vermedi. Emekliliğine kadar bakkala olan borçlarını kendince makul sebep ve bahanelere dayandıran babam, emeklilikten sonra da kendince yeni sebep ve bahaneler bularak bu borcu yapmaya hâlâ devam ediyor. Bu manzaranın ezikliği içinde büyüdüğümden olsa gerek, borçlu yaşamamayı hayatının felsefesi hâline getirmiş birisiyim. Babamın bakkala olan borçlarını kapatmayı başaramasam da kendim borçsuz bir hayat yaşamaktan mutluyum.
Borcu olan özgür olamaz… Hele hele ödenmeyecek borçların altına girenler (mecburiyetten değil akılsızlıktan) başı dik dolaşamazlar. Borcu olmayanlar, hem yaşarken hem de ölürken rahat ederler. "Borçla yaşamaya mecburum hatta mahkûmum!" diyenlere söyleyecek sözüm yok… Allah onların yardımcısı olsun! Benim bu söylediklerim borçsuz yaşama imkânı varken kendini ve özgürlüğünü ipotek altına aldıranları ilgilendiriyor.
Kredi kartı kullanıyorum ama bilinçli bir kullanıcıyım. Kart limitini doldurduğum çok nadirdir. Tek kredi kartı kullanıyorum; onu da "acil durumlarda işe yarar" diye aldım. Fazlasına gerek duymadım. Fazla harcamaya gerek duydukça aynı kartın limitini yükseltiyorum o kadar... Hatta ödemelerim zamanında ve düzenli olduğu için banka, ben talepte bulunmadan limiti yükseltiyor. Müdahale etmiyorum… Çünkü limit ne kadar yüksek olursa olsun gerektiği yerde gerektiği kadar harcayacağımı artık banka da öğrendi.
Alışverişteki prensibim (çok az istisna hariç) ya nakittir ya da kredi kartıyla tek çekimdir. Ne on ay taksit imkânı veren kredi kartları ne de kredi kartıyla taksitli alışveriş beni ilgilendirmiyor. Çünkü kredi kartına aylarca taksit yapma seçeneği, kapitalist sistemin tüketiciyi kendine uzun süre köle yapması anlamına geliyor. Ben kredi kartının insanları uzun süre köle hâline getirmesine karşıyım. "Borç yiğidin kamçısıdır." sözü, kredi kartı mağdurlarını kapsamaz. Burada sözü edilen borç, akıllı adamların işidir. Kredi kartı borcunun ise akla ve mantığa hitap eden yanı hemen hemen yok gibidir. Atalarımız, kredi kartı mağdurlarının yedikleri kamçıyı görmüş olsaydı, "Köleliğin kısa olanı makbuldür." derdi sanırım. Ne dersiniz?


